İran’da ekonomik, toplumsal ve siyasal üçlü bir kriz üçgeni belirginleşiyor. İran’ın saygın ekonomi portalı Eghtesad News, önümüzdeki yılda ülkeyi bekleyen tabloyu şu başlıklarla özetliyor: Siyasi kaos, aşırı enflasyon, yaygın yoksulluk-işsizlik, yeni bir gerginlik dalgası ve zorunlu göç. Bununla birlikte, portal İran’daki yoksul nüfusun 42 milyon kişiye ulaşacağını tahmin ediyor. Bu da yaklaşık 90 milyonluk nüfusun yarısına tekabül eden bir risk anlamına geliyor.
İran; yaptırımlar, iç politik gerilimler ve kötü yönetim yüzünden uzun süredir yapısal bir kırılma yaşıyor. Böyle bir ortamda enflasyon ve gelir kaybı hızla derinleşiyor. Yoksullaşan büyük kitleler, işsizliğin sürekli yükseldiği bir piyasada varlıklarını korumakta zorlanıyor. Bu ekonomik çöküş, yalnızca bireysel düzeyde değil, toplumsal dayanışma ve devlet-vatandaş ilişkisi bağlamında da ciddi bir erozyona yol açıyor.
2025 Haziranında İran ile İsrail arasında yaşanan ve “12 Günlük Savaş” olarak nitelenen doğrudan çatışma, bu takılgan yapıyı daha da sarsıcı hâle getirdi. İsrail’in İran’daki nükleer ve askeri hedeflere yönelik saldırıları ve İran’ın buna yanıtı, bölgedeki istikrarı ciddi biçimde tehdit etti. Savaşın ardından gelen ateşkes kırılgan bir barışa işaret ederken, her iki tarafın da aslında yeni bir tırmanışa hazırlandığına dair güçlü işaretler var. Bu durum, İran’da içeride artan baskı, tutuklamalar ve güvenlik önlemleriyle birlikte toplumsal meşruiyet krizini derinleştiriyor.
Ayaklanma Riski ve Zorunlu Göç Görünümü
Ekonomik ağır yüklerin ve siyasi baskıların bir araya gelmesi, İran’da kitlesel ayaklanma potansiyelini artırıyor. “42 milyon yoksul” rakamı, bu potansiyelin materyal zeminini oluşturuyor. Böyle bir kitle, hem “doğrudan göç” hem de “zımni göç” (yurtiçi yer değiştirme, kırsala çekilme, yurtdışına kaçış) dinamiklerini tetikliyor. Özellikle gençler, milli-etnik gruplar ve kadınlar için göç artık bir kaçış stratejisi haline geliyor.
Bunun dışında, “12 Günlük Savaş” sonrası toplumda artan güvensizlik ve kriz algısı, İran’ı komşu ülkelere yönelen göç rotaları açısından yeniden konumlandırıyor. Türkiye, Azerbaycan gibi yakın ülkeler bu göç baskısıyla karşılaşabilir. Göç eden kitlenin niteliği sadece ekonomik değil; siyasi baskı, kimlik sorunsalları ve gelecek umutsuzluğu da göçü motive eden unsurlar arasında yer alıyor.
İran, önünde geniş ama kırılgan bir yol görüyor. Eghtesad News’in uyarıları — “siyasi kaos”, “yoksulluk”, “göç” — ülkenin yalnızca ekonomik başarısızlık yaşamayacağını, aynı zamanda toplumsal ve siyasal meşruiyetle ilgili ciddi dönüşümlerle karşılaşacağını da gösteriyor. 12 Günlük çatışma, bu dönüşümün sadece dış pivotta değil, içeride de hızla gerçekleştiğini gösterdi. Bu şartlar altında, göç salt bir göç olmakla birlikte İran açısından “sistemden kaçış”, komşular açısından ise “yeni göç yükü” anlamına geliyor.
Bu tabloya bakarak; İran için kontrollü reform, yeni otoriterleşme modeli veya muhtemel rejim değişikliği gibi senaryolar artık sahneye çıkmış durumda. Göç, bu senaryoların en çarpıcı göstergesi olabilir, hem bireysel hayatlarda hem de bölgesel kamu politikalarında derin etkiler yaratacak bir dalga.
Dr. M. Rıza HEYET
TEBAREN Başkanı
Tebriz Araştırmaları Enstitüsü Tebriz Araştırmaları Enstitüsü